Duygu israfı da olur mu? Kişinin ahlakını değiştirmesi
mümkün müdür?
Bize verilen hissiyatların ne için verildiğini düşünüp,
yüzlerini hakiki gayelerine çevirmek gerekir
“Hislerin de israfı olur mu?”
demeyin..
Cenab-ı Hakk’ın her bir insanın
fıtratına binlerce hisler yerleştirmiştir. Sevmek, hırs göstermek, inat etmek,
haset etmek ve daha niceleri. Bildiklerimiz, keşfettiklerimiz sadece küçük bir
kısmı. Allah-ü Teâlâ yarattığı her şeyde olduğu gibi bu hislerde de binlerce
hikmet yerleştirmiş hususi ölçüler vermiştir.
İnsanın yaratılışından gelen bu
hislerini çıkarıp atması mümkün olmadığı gibi, veriliş amacına uygun
kullanmadığı takdirde mutluluğu yakalayabilmesi de düşünülemez. Oysa bazen bu
hisleri sebebiyle acı çeker, zarar görürüz. Kişinin merakı ile başını belaya
sokması, gelecek endişesi ile kendini harap edip durması, iki dakika inada
değmeyen şey uğrunu hayatını karartması, fani şeyler peşinde hırsla koşup eli
boş bir zavallıya dönmesi gibi.. Böyle durumlarda insan bu hisleri tamamen sökü
atmak ister. Ta ki bir daha aynı hataya düşmesin. Yahut tavsiye istediği
kişiler kendisine nasihat eder: “Bu bu huyunu değiştir!” Ancak bilmeli, hatta
başta kendi fıtratımız olmak üzere diğer insanları gözlemelidir ki; bu mümkün
değildir. Zira Cenab-ı Hakkın fıtrat hamurumuza yerleştirdiği kalıtsal bir
şeydir bu hislerimiz. Düşünmeli madem o vermiş, yerleştirmiş elbette çok
hikmetleri gayeleri olmalı. Bir maslahata vesile olarak verilmiş olmalı.
Evet insan Ebu Cehil gibi esfeli
safiline düşebileceği gibi Ebu Bekir (ra) gibi ulvî bir makama da çıkabilir. Bu
ise hislerin nerede ve nasıl kullanıldığı ile bizzat alakadardır. Kul bu
hisleri yerli yerinde Allah’ın (cc) arzusu doğrultusunda kullanmalı ta ki
ala-yı illiyyine (yücelerin en yücesine) yol bulsun. Rabbinin rızasını, ebedi
cennetleri kazanansın. Böylece bu dünyada tam manası ile gıdasını alamayan
kısıtlı kayıtlı kalmak zorunda olan bu hisler hakiki mekanında neşf-ü nüma
bulsun cennet nimetlerinden istifadeye medar (vesile) olsun. Bu ise hislerin
yüzlerini hayra çevirip, veriliş gayelerine uygun kullanmak ile mümkündür.
Zaten Cenab-ı Hakk’ın bizden istediği de budur. Bu hissiyatların doğru şekilde
kullanılması kişiyi iki cihan saadetine ulaştıracaktır.
Ancak bu hissiyatlar, nefsin ve
heveslerin yolunda sarf olunması manevî büyük bir israf olduğu gibi ruhî
sıkıntılara, psikolojik problemlere ve kötü ahlaka sebeptir. İsrafın her
türlüsü ise dinimiz yasaklamıştır.
Sevme kabiliyetinin iki yönü
Aşk şiddetli bir sevgidir. Fani sevgililere
yönlendirildiği vakit, o aşk kendi sahibini, daimi bir azap ve elemde bırakır.
Zira insan sevdiği kişinin her şekilde mükemmel olmasını ve o mükemmelliğinin
de hiç bitmemesini ister. Halbuki tüm insanlar, acziyetle ve kusurla
donatılmıştır. Her neye elini uzatsa fani ve geçicidir. Bu sebeple hiçbir zaman
kalbini tatmin edecek bir sevgili bulamaz. Ya sevilen sevgisine layık değildir,
ya sevgisine layık bir karşılık vermez yahut da evlada bile demeden bırakır
gider. Sevgisine mukabil elemler ve hayal kırıklıkları verir. Aşkın içini
boşaltan yahut haram ilişkileri aşk olarak adlandıran zamane insanının hususen
gençlerin hali ortadadır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade
eder: “Gayr-i meşru muhabbetin cezası merhametsiz acı çekmektir.”
Fakat bu sevginin yüzü hakiki
sevgiliye çevrilse, o vakit o sevgi kişiyi “ala-yı illiyine” yani “yükseklerin
de yükseğine” ulaştırır. Cenab-ı Hakk’ın sevgili bir kulu ve misafiri
mertebesine yükselir. Zira kalpler ancak O’nu anmakla tatmin olur ve huzura erer.
Mevlanalar, Yunus Emreler, Ahmet Yeseviler bu kutlu yolun en güzel
yolcularındandır.
İnat hissinin israfı
Faydasız ve boş şeyler için inat eden
kişi bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir yıl inat etmiş. Çevresini
üzmüş, huzursuz etmiş, bekli de pek çok yanlışlara girmiş. En lüzumlu bir
hasleti en lüzumsuz yerler de israf etmiş.
Halbuki inat hissi bunun için
verilmemiştir. İnat hayra çevrildiğinde pek çok güzelliklere vesile olabilen
bir haslettir. Mesela ibadetleri yapmada inat ve sebat etmek kişiyi hakiki
kulluk mertebesine çıkarır. Güzel ahlaklı olmakta inat etmek, haramlara
girmemek için sebatkar olmak, yine çok büyük bir kazançtır.
İstikbal endişesini hakiki istikbale
yönlendirmek
Gelecek endişesi az ya da çok herkes
de vardır. Eğer bu his geçici ve imtihan alanı olan şu dünya hayatı için sarf
edilse kişiye endişe, sıkıntı, ağır yükler altında ezilme vb. yol açar. Zira
insan aldığı nesesi verebileceğine dair dahi garantisi olmayan, karmakarışık şu
dünya hayatında insan aciz nakıs bir varlık…
Bu acılarını dindirmek endişesini
emniyete çevirmeye çalışırken dünyaya bağlanır, ahretini, imtihanını, kulluğunu
unutur, belki nice haramları zaruret görüp kabul eder. Adeta kendi vazifesini
unutup Cenab-ı Hakkın hikmetine ve vazifesine müdahale etmek ister.
Fakat düşünülse ki, endişe edilen o
istikbale ulaşmak için elimizde bir senet yok. Hem her mahlûkatın rızkı,
“Yeryüzünde hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi
temin edemez). Onlara da size de Allah rızık verir.” ayetince Cenab-ı Hakk’ın
taahhüdü altındadır.
İşte kişi, o belli olmayan istikbalden
yüzünü çevirip, kabirden sonraki, hakiki ve uzun istikbale yüzünü çevirse, pek
çok kazanç elde eder. Zira gafiller hakkında hiçbir taahhüt olmayan, kabir,
mizan, sırat, cennet ve cehennem gibi upuzun bir istikbal önünde vardır. Ve
asıl endişelenecek istikbalde orasıdır. Çünkü hiçbir şekilde dönüşü ve telafisi
mümkün değildir. İşte Cenab-ı Hakk, istikbal endişesini kullarına bu sebeple
vermiştir.
Hırs önce sahibini yakan, kötü bir
haslettir
Dünyevi makam-mevkiler, arzular ve
istekler için hırs göstermek, kişiyi çoğu zaman felakete sürükler. Zira hırs
insanın gözüne kalın bir perde çeker ve hakikatleri göstermez. Bu sebeple hırs
önce sahibini yakan çirkin bir haslettir. Üstelik hırs eden kişi aksiyle netice
bulur. Zira büyükler ““El-harîsu hâibun hâsirun”” demişler yani “Hırs mahrum
olmaya sebeptir.”
Fakat kişi bu hissi, ebedi ve daimi
mülkü kazanmaya sarf etse, Cenabı Hakk’ın, Melaikelerin, Peygamberlerin
nazarında mevki sahibi olmak için çalışsa elbette ki, ona büyük bir hayır ve
menfaat ulaştırır.
Hırs gösteren kişiye şu üç netice acil
ceza olur:
1.
İsraf kanaatsizliği,
kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayattan şikâyet
ettirir.
2.
Maksadını kaçırmaya,
zelil düşmeye vesiledir. Zira rızık iktidar ile değil iftikar ile acizlik
iledir. Tıpkı kurnaz ve hileci tilkilerin diğer hayvanların atıkları ile
beslenmeye mahkûm, cılız ve zelil haline bedel, kanaatkâr balıkların
rızıklarının önlerine gelmesi ve semiz halleri gibi…
3.
Hırs, ihlâsı kırar,
uhrevî amelleri zedeler, ibadetlerin neticesini kaçırır. Çünkü bir kişinin
hırsı varsa, insanların teveccühünü ister. Teveccüh-ü nâsı arzu eden, ihlâsa
ulaşamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yı dikkattir.
Hırs eden kişi düşünmeli ki hırs
edenin elinde hasaretten kaybetmekten başka bir şey yoktur. Hem kanaat,
tevekkül tükenmez bir hazinedir. Zira tevekkül eden sebeplerin Rabbine yönelmiş
ve her şeyin dizgini elinde her şeye Kadîr bir zata dayanmış olur. O izin
vermeden bir yaprak dahi kıpırdamazken adeta acizliğini unutup Firavunâne
kudreti ile netice ede etmeye çalışmak boşadır.
Hırsın yüzünü Allah’ın rızasına,
ahirete yönelik amellerde kararlılığa çevirerek sebat gibi güzel bir haslete
çevirebiliriz. Böylece duygu israfı olan hırsın yerini güzel ahlak olan sebat
almış olur.
Merak ilmin kapısıdır
Merak ilme, faydalı bilgileri
araştırmaya sevk eden güzel araçtır. Peygamber Efendimiz’in (svs) “İlim
şehrinin kapısı” övgüsüne mazhar olan Hz. Ali ilim öğrenmede merakın rolünü
“Merak ilmin anahtarıdır.” sözü ile izah etmiştir.
Oysa merak duygusunun israfı yani
yanlış ve gereksiz yerlerde kullanılması kişiyi bilakis ilimden uzaklaştırır,
dedikodu, yalan vb. kötü ahlaka götürür. Zira başkalarının özel hayatlarını,
dünyaya ve ahirete faydası olmayan şeyleri merak etmek onları araştırmaya,
öğrenmek ise başkaları ile paylaşmaya yani dedikoduya götürür. Çok konuşan çok
yanılır düsturunca kişi mümin kardeşinin etini yemek gibi menfur bir işi
yaptığı gibi yavaş yavaş yalana da alışmış olur. “Büyüklerimiz insanın başına
ne gelirse meraktan!” diyerek bu hakikate dikkatleri çekmiştir.
Kıskançlık, celal, şefkat gibi diğer
hisler de bunlara kıyas edilebilir.
Bıçak cinayet işleme aracı olarak
kullanılabileceği gibi, kasaplık gibi meslekler ile helal rızkı kazanmaya
vesile de olabilir. Aynen öyle de insan merak, inat, sevmek.. gibi tüm hisleri
hem bu dünyada hem ahirette mutluluğu yakalamaya bir araç yapabileceği gibi,
aksini de seçebilir. Bu hisleri nasıl ve ne şekilde kullanıldığı gözden
geçirilmeli ve hislere yön verilmelidir. Unutulmamalıdır ki; “Tüm
mutsuzlukların sebebi israf ettiğimiz hislerimizdir.”
Kaynakça:
[1] Mektubat Mecmuası; 9. Mektup
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder