15 Temmuz 2013 Pazartesi

Tüm mutsuzlukların sebebi israf ettiğimiz hislerimizdir!



Duygu israfı da olur mu? Kişinin ahlakını değiştirmesi mümkün müdür?

Bize verilen hissiyatların ne için verildiğini düşünüp, yüzlerini hakiki gayelerine çevirmek gerekir

“Hislerin de israfı olur mu?” demeyin..

Cenab-ı Hakk’ın her bir insanın fıtratına binlerce hisler yerleştirmiştir. Sevmek, hırs göstermek, inat etmek, haset etmek ve daha niceleri. Bildiklerimiz, keşfettiklerimiz sadece küçük bir kısmı. Allah-ü Teâlâ yarattığı her şeyde olduğu gibi bu hislerde de binlerce hikmet yerleştirmiş hususi ölçüler vermiştir.

İnsanın yaratılışından gelen bu hislerini çıkarıp atması mümkün olmadığı gibi, veriliş amacına uygun kullanmadığı takdirde mutluluğu yakalayabilmesi de düşünülemez. Oysa bazen bu hisleri sebebiyle acı çeker, zarar görürüz. Kişinin merakı ile başını belaya sokması, gelecek endişesi ile kendini harap edip durması, iki dakika inada değmeyen şey uğrunu hayatını karartması, fani şeyler peşinde hırsla koşup eli boş bir zavallıya dönmesi gibi.. Böyle durumlarda insan bu hisleri tamamen sökü atmak ister. Ta ki bir daha aynı hataya düşmesin. Yahut tavsiye istediği kişiler kendisine nasihat eder: “Bu bu huyunu değiştir!” Ancak bilmeli, hatta başta kendi fıtratımız olmak üzere diğer insanları gözlemelidir ki; bu mümkün değildir. Zira Cenab-ı Hakkın fıtrat hamurumuza yerleştirdiği kalıtsal bir şeydir bu hislerimiz. Düşünmeli madem o vermiş, yerleştirmiş elbette çok hikmetleri gayeleri olmalı. Bir maslahata vesile olarak verilmiş olmalı.

Evet insan Ebu Cehil gibi esfeli safiline düşebileceği gibi Ebu Bekir (ra) gibi ulvî bir makama da çıkabilir. Bu ise hislerin nerede ve nasıl kullanıldığı ile bizzat alakadardır. Kul bu hisleri yerli yerinde Allah’ın (cc) arzusu doğrultusunda kullanmalı ta ki ala-yı illiyyine (yücelerin en yücesine) yol bulsun. Rabbinin rızasını, ebedi cennetleri kazanansın. Böylece bu dünyada tam manası ile gıdasını alamayan kısıtlı kayıtlı kalmak zorunda olan bu hisler hakiki mekanında neşf-ü nüma bulsun cennet nimetlerinden istifadeye medar (vesile) olsun. Bu ise hislerin yüzlerini hayra çevirip, veriliş gayelerine uygun kullanmak ile mümkündür. Zaten Cenab-ı Hakk’ın bizden istediği de budur. Bu hissiyatların doğru şekilde kullanılması kişiyi iki cihan saadetine ulaştıracaktır.

Ancak bu hissiyatlar, nefsin ve heveslerin yolunda sarf olunması manevî büyük bir israf olduğu gibi ruhî sıkıntılara, psikolojik problemlere ve kötü ahlaka sebeptir. İsrafın her türlüsü ise dinimiz yasaklamıştır.

Sevme kabiliyetinin iki yönü

Aşk şiddetli bir sevgidir. Fani sevgililere yönlendirildiği vakit, o aşk kendi sahibini, daimi bir azap ve elemde bırakır. Zira insan sevdiği kişinin her şekilde mükemmel olmasını ve o mükemmelliğinin de hiç bitmemesini ister. Halbuki tüm insanlar, acziyetle ve kusurla donatılmıştır. Her neye elini uzatsa fani ve geçicidir. Bu sebeple hiçbir zaman kalbini tatmin edecek bir sevgili bulamaz. Ya sevilen sevgisine layık değildir, ya sevgisine layık bir karşılık vermez yahut da evlada bile demeden bırakır gider. Sevgisine mukabil elemler ve hayal kırıklıkları verir. Aşkın içini boşaltan yahut haram ilişkileri aşk olarak adlandıran zamane insanının hususen gençlerin hali ortadadır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder: “Gayr-i meşru muhabbetin cezası merhametsiz acı çekmektir.”

Fakat bu sevginin yüzü hakiki sevgiliye çevrilse, o vakit o sevgi kişiyi “ala-yı illiyine” yani “yükseklerin de yükseğine” ulaştırır. Cenab-ı Hakk’ın sevgili bir kulu ve misafiri mertebesine yükselir. Zira kalpler ancak O’nu anmakla tatmin olur ve huzura erer. Mevlanalar, Yunus Emreler, Ahmet Yeseviler bu kutlu yolun en güzel yolcularındandır.

İnat hissinin israfı

Faydasız ve boş şeyler için inat eden kişi bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir yıl inat etmiş. Çevresini üzmüş, huzursuz etmiş, bekli de pek çok yanlışlara girmiş. En lüzumlu bir hasleti en lüzumsuz yerler de israf etmiş.

Halbuki inat hissi bunun için verilmemiştir. İnat hayra çevrildiğinde pek çok güzelliklere vesile olabilen bir haslettir. Mesela ibadetleri yapmada inat ve sebat etmek kişiyi hakiki kulluk mertebesine çıkarır. Güzel ahlaklı olmakta inat etmek, haramlara girmemek için sebatkar olmak, yine çok büyük bir kazançtır.

İstikbal endişesini hakiki istikbale yönlendirmek

Gelecek endişesi az ya da çok herkes de vardır. Eğer bu his geçici ve imtihan alanı olan şu dünya hayatı için sarf edilse kişiye endişe, sıkıntı, ağır yükler altında ezilme vb. yol açar. Zira insan aldığı nesesi verebileceğine dair dahi garantisi olmayan, karmakarışık şu dünya hayatında insan aciz nakıs bir varlık…

Bu acılarını dindirmek endişesini emniyete çevirmeye çalışırken dünyaya bağlanır, ahretini, imtihanını, kulluğunu unutur, belki nice haramları zaruret görüp kabul eder. Adeta kendi vazifesini unutup Cenab-ı Hakkın hikmetine ve vazifesine müdahale etmek ister.

Fakat düşünülse ki, endişe edilen o istikbale ulaşmak için elimizde bir senet yok. Hem her mahlûkatın rızkı, “Yeryüzünde hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi temin edemez). Onlara da size de Allah rızık verir.” ayetince Cenab-ı Hakk’ın taahhüdü altındadır.

İşte kişi, o belli olmayan istikbalden yüzünü çevirip, kabirden sonraki, hakiki ve uzun istikbale yüzünü çevirse, pek çok kazanç elde eder. Zira gafiller hakkında hiçbir taahhüt olmayan, kabir, mizan, sırat, cennet ve cehennem gibi upuzun bir istikbal önünde vardır. Ve asıl endişelenecek istikbalde orasıdır. Çünkü hiçbir şekilde dönüşü ve telafisi mümkün değildir. İşte Cenab-ı Hakk, istikbal endişesini kullarına bu sebeple vermiştir.

Hırs önce sahibini yakan, kötü bir haslettir

Dünyevi makam-mevkiler, arzular ve istekler için hırs göstermek, kişiyi çoğu zaman felakete sürükler. Zira hırs insanın gözüne kalın bir perde çeker ve hakikatleri göstermez. Bu sebeple hırs önce sahibini yakan çirkin bir haslettir. Üstelik hırs eden kişi aksiyle netice bulur. Zira büyükler ““El-harîsu hâibun hâsirun”” demişler yani “Hırs mahrum olmaya sebeptir.”

Fakat kişi bu hissi, ebedi ve daimi mülkü kazanmaya sarf etse, Cenabı Hakk’ın, Melaikelerin, Peygamberlerin nazarında mevki sahibi olmak için çalışsa elbette ki, ona büyük bir hayır ve menfaat ulaştırır.

Hırs gösteren kişiye şu üç netice acil ceza olur:

1.     İsraf kanaatsizliği, kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayattan şikâyet ettirir.

2.     Maksadını kaçırmaya, zelil düşmeye vesiledir. Zira rızık iktidar ile değil iftikar ile acizlik iledir. Tıpkı kurnaz ve hileci tilkilerin diğer hayvanların atıkları ile beslenmeye mahkûm, cılız ve zelil haline bedel, kanaatkâr balıkların rızıklarının önlerine gelmesi ve semiz halleri gibi…

3.     Hırs, ihlâsı kırar, uhrevî amelleri zedeler, ibadetlerin neticesini kaçırır. Çünkü bir kişinin hırsı varsa, insanların teveccühünü ister. Teveccüh-ü nâsı arzu eden, ihlâsa ulaşamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yı dikkattir.

Hırs eden kişi düşünmeli ki hırs edenin elinde hasaretten kaybetmekten başka bir şey yoktur. Hem kanaat, tevekkül tükenmez bir hazinedir. Zira tevekkül eden sebeplerin Rabbine yönelmiş ve her şeyin dizgini elinde her şeye Kadîr bir zata dayanmış olur. O izin vermeden bir yaprak dahi kıpırdamazken adeta acizliğini unutup Firavunâne kudreti ile netice ede etmeye çalışmak boşadır.

Hırsın yüzünü Allah’ın rızasına, ahirete yönelik amellerde kararlılığa çevirerek sebat gibi güzel bir haslete çevirebiliriz. Böylece duygu israfı olan hırsın yerini güzel ahlak olan sebat almış olur.

Merak ilmin kapısıdır

Merak ilme, faydalı bilgileri araştırmaya sevk eden güzel araçtır. Peygamber Efendimiz’in (svs) “İlim şehrinin kapısı” övgüsüne mazhar olan Hz. Ali ilim öğrenmede merakın rolünü “Merak ilmin anahtarıdır.” sözü ile izah etmiştir.

Oysa merak duygusunun israfı yani yanlış ve gereksiz yerlerde kullanılması kişiyi bilakis ilimden uzaklaştırır, dedikodu, yalan vb. kötü ahlaka götürür. Zira başkalarının özel hayatlarını, dünyaya ve ahirete faydası olmayan şeyleri merak etmek onları araştırmaya, öğrenmek ise başkaları ile paylaşmaya yani dedikoduya götürür. Çok konuşan çok yanılır düsturunca kişi mümin kardeşinin etini yemek gibi menfur bir işi yaptığı gibi yavaş yavaş yalana da alışmış olur. “Büyüklerimiz insanın başına ne gelirse meraktan!” diyerek bu hakikate dikkatleri çekmiştir.

Kıskançlık, celal, şefkat gibi diğer hisler de bunlara kıyas edilebilir.

Bıçak cinayet işleme aracı olarak kullanılabileceği gibi, kasaplık gibi meslekler ile helal rızkı kazanmaya vesile de olabilir. Aynen öyle de insan merak, inat, sevmek.. gibi tüm hisleri hem bu dünyada hem ahirette mutluluğu yakalamaya bir araç yapabileceği gibi, aksini de seçebilir. Bu hisleri nasıl ve ne şekilde kullanıldığı gözden geçirilmeli ve hislere yön verilmelidir. Unutulmamalıdır ki; “Tüm mutsuzlukların sebebi israf ettiğimiz hislerimizdir.”

Kaynakça:

[1] Mektubat Mecmuası; 9. Mektup

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder